Soma Belediye Düğün Salonunda yapılan “Maden Sektöründe
Çalışma Koşullarını İyileştirme Projesi” toplantısında ASMA Şirket Müdürü ve
Soma İş Adamları Derneği(SİAD) adına konuşma yapan Usame Ömeroğlu konuşma
yaptı. Ömeroğlu yaptığı konuşmada;
“Uzaktan ve yakından buraya kadar teşrif edip kıymetli vakitlerini ayıran siz saygıdeğer katılımcılara Soma İşadamları Derneği adına ve şahsım olarak saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunarım.
“Uzaktan ve yakından buraya kadar teşrif edip kıymetli vakitlerini ayıran siz saygıdeğer katılımcılara Soma İşadamları Derneği adına ve şahsım olarak saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunarım.
Başta sayın Şevki Özdemir Bey olmak üzere bu programın
yapımında emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkürlerimi sunuyorum.
Tabi böyle şeylere alışık olmadığımızdan dolayı, Şevki
Beyden bu toplantının yapılacağını ilk duyduğumuzda İş Dünyasındaki arkadaşlar
olarak biraz hayretler içinde kalmadık desek yalan olur. Hatta Şevki Beye bu
bir kamera şakası değil mi? Diye takıldım.
Çünkü.. Devlet babamız sistemini ayakta tutabilmek için
gerekli olan maddi ihtiyaçlarını temin ettiği mükelleflerin acaba bir sıkıntısı
var mı? yok mu? Diye sorduğuna yeni yeni şahit oluyoruz.
Ben aslen Trabzonluyum.. Bizim oralarda yaşanmış bir hikaye
anlatılır. Sizinle paylaşmak istiyorum.
Ruslar bölgeyi işgal ettikleri zaman ulaşımlarını sağlamak
için yöre halkını çalıştırarak yollar açmışlar ve bazı bölgelerde hala o yollar
kullanılıyor. Bir gün devlet büyüklerimizden birisi bölgeyi ziyarete gelir ve
yaptıkları sözde icraatları anlatmaktadır halka.. İşte biz şunu yaptık, biz
bunu yaptık, bizden memnun musunuz diye döktürüyormuş. Bu arada köylü amcalar,
dayılar söylenen her şeye; tabiî ki biz sizden razıyız, çok memnunuz deyip
duruyorlar.
O sırada aralarından yaşlı bir amca dayanamaz ve şöyle
söyler. Tabi uşağum biz sizden çok memnunuz. Bizum tek bir şikayetumuz var; O
da bu alçak Ruslar yok mi onlardandur. Bu yolları yaptılar gittiler ama bir
daha gelupta bakımlarını yapmadılar.
Allaha şükürler olsun ki ülkemiz güzel günler yaşıyor. Çok
büyük olumsuzluklardan çok güzel günlere geldik. Çok badireler atlattık.
İnşallah daha da iyi olacağı kanısındayız.
Tabi
devletimizin ve devlet büyüklerimizin bu vatandaşlarımızın ne dertleri var ve
bunlara nasıl bir ortak çözüm bulabiliriz gibi bir düşünce yapısının ortaya
çıkması uzun zamandır arzulanan bir durumda.
Yani devletin ana temellerini oluşturan bireyden tutun,
sivil toplum kuruluşları, sendikalar, iş dünyası, kamu kurum ve kuruluşlarının
bir entegrasyon içinde olması kolektif bir ruhla çalışması ülkemizin ve
dünyamızın istikbali için olmazsa olmaz bir durumu karşımıza çıkarıyor.
Sevindirici bir tablo var karşımızda tabiî ki; işte bu
toplantı bunun bir parçası.
Düne kadar dünyanın her köşesinde adından başarıyla söz
ettiren Türk Okulları için maalesef bu ülkeden özel olarak görevlendirilmiş
gruplar gönderilip bu okulların önünü kesmek isteyen zihniyetten kurtulmuş
bulunuyoruz.
Türkiye de okul açmak isteyen yabancıları kendi devletleri
sonuna kadar desteklerken bizde ise tam aksi bir durum söz konusuydu.
Artık bu güzide okulları devlet yetkililerimiz bulundukları
ülkelerin ilk giriş kapımız olarak görüyorlar.
İşte bu tablo ülkemizin nerden nereye geldiğinin en iyi
göstergesidir. Ama hala bu gerçekleri görmek istemeyenler var maalesef.
Tabi ki yeterli
değil yapacak çok işimiz ve çok eksiklerimiz var. Yolun sonuna gelmiş değiliz.
Her zamanki gibi yine durmadan, yorulmadan, usanmadan çalışmaya ve yolumuza
devam etmek mecburiyetindeyiz.
Ama bunun için
eksikliklerimizi en aza indirip ihtiyaç duyduklarımızı çözümleyerek
ayaklarımızdaki prangaları çözmek zorundayız.
Biraz iş hayatımızdaki olumsuzluklardan ve çözüm
önerilerinden bahsetmek istiyorum sizlere…
Burada olmamızın ana amacı bu, Çünkü çok değerli Vergi
Dairesi Müdürüm burada Abimizdir aynı zamanda. Kendisiyle karşılaştığımız
zaman; bana büyük ortak nasılsın diye sorar sağolsun.. Bende her seferinde; ya
abi ben büyük ortak falan değilim büyük ortak sensin diye takılırım
kendilerine. Ben kağıt üzerinde büyük ortağım.
Nasıl mı oluyor
diye sorarsanız yine devlet babanın büyüklüğü ortaya çıkıyor.
Tüm şartları belirleyen sen,
Ne kadar alınacağını belirleyen sen,
Ne zaman alınacağını belirleyen sen,
Nasıl alınacağını belirleyen sen,
Alamadığı zaman tüm sistemi kilitleyen sen
Vergisini vereni cezalandıran
Vergisini vermeyeni ödüllendiren yine sen. Hiçbir söz
hakkımız yok.
Bana söyler misiniz ben nasıl büyük ortağım?
Yine iş hayatındaki en önemli sorunlardan biri çalışanların
hakları. Maalesef devletimiz kendi çalışanlarını korurken özel sektörde
çalışanlara üvey evlat muamelesi göstererek haklarını ciddi şekilde kayba
uğratıyor.
Bu insanlarda bu ülkenin evlatları ve başka bir gezegenden
gelmediler elbette. Bunu devlet büyüklerinin görmesini istiyoruz.
Ben özel sektörde bir işveren olarak emekçilerin, işverenin
insiyatifinde bırakılmasına karşıyım. Bunu burada ve konusu geçen her yerde
dile getiriyorum. Örnek olması açısından bazı konulara değinmek istiyorum.
Biz firmamız olarak kamu kurum ve kuruluşlarında ihale
yoluyla muhtelif işler yapıyoruz. Burada çok teknik detaylara girmek
istemiyorum ama basit bir hesapla durumu bilgilerinize sunmak istiyorum.
Kamu İhale Kanunu diyor ki: İhale edilen bir işin
maliyetiyle ilgili hesaplamalarda % 3 oranında sözleşme gideri öngörüyorum. Bu
da 100.000,00 TL lik bir işte 3.000,00 TL ye karşılık geliyor. Ve maliyetini
hesaplarken çalışan işçilerin hak edecekleri kıdem tazminatını % 3 lük dilim
içinde değerlendiriyorum diyor. Ama yıllık 100.000,00 TL lik bir işte kıdem
tazminatına karşılık gelen rakam 7.500,00 TL dir. Sözleşme için öngördüğü
3.000,00 TL lik rakamın yarısı 1.500,00 TL sözleşme anında Damga Vergisi ve
Karar Pulu olarak devlete ödeniyor. Geriye kalan 1.500,00 TL lik diğer yarısı
da ancak o İş ile alakalı kırtasiye giderlerini karşılıyor.
Allah aşkına soruyorum sizlere bu 7.500,00 TL lik kıdem
tazminatı nereden ve nasıl ödenecek. Bu nasıl bir kanundur. Nasıl bir vicdandır
bu kanunu yapan … nasıl bir adalettir.
Resmen devletimiz kendi halkının hakkını gasbediyor ve
illegal yollara başvurmayı teşvik ediyor. Bu çok büyük bir eksiklik ve ayıptır.
Aslında çözümü de çok basit; Nasıl her ay SGK her çalışan için SSK primi
topluyorsa Kıdem Tazminatı ve Diğer Haklar için de aylık tahsilat yoluna
gitmelidir. Hatta durum öyle vahim bir boyut aldı ki artık çalışanların bırakın
tazminatını, hak ettikleri maaşları dahi kesintiye uğruyor. Her çalışandan işe
girerken para talep ediliyor ve her ay 200,00 TL-400,00 TL arası para
kesiliyor. Açık olarak emek hırsızlığı yapılıyor. Bu durumu hangi vicdan kabul
ediyor ve kim dur diyecek buna.. ve ihalelerin yenilendiği dönemlerde biz ve
bizler gibi diğer firmalar bu hırsızlarla aynı çizgide yarışa başlamak zorunda
bırakılıyor. Bizim bu hırsızlarla nasıl rekabet etme şansımız olabilir.
Diğer bir olumsuz durum ise kurumlarda hazırlanan
şartnamelerle ilgili. İhale edilecek iş fiili olarak firmalar tarafından
yapıldığı için işin işleyişi, olması gerekenleri, eksiklikleri vs. durumları
firmalar tarafından daha objektif bir şekilde tespit edebiliyor. Ama her ne
hikmetse şartnamelerin hazırlanması esnasında çok az istisnalar hariç görüş
alışverişi yapılmıyor. Bu da işin verimlili-ğini azaltıyor ve işin yürütülmesi
esnasında bir sürü aksaklığın çıkmasına sebep oluyor.
Özelleştirme yapılan bölümlerde devlet elemanlarıyla firma
elemanları arasında uyumsuzluklar ve anlaşmazlıklar doğuyor.
Devlet elemanları örgütlenerek firmaların başarılı olmasını
engellemek için işyerinde sabotajlar yapılıyor.
Özelleştirme yapılmadan önce bir yılda 3 kez arıza yapan
tesisteki bir makine özelleşmeden sonra bir haftada 13 kez arıza yapıyor.
Neden? Özel sektörün işi becerememesi mi sebep? HAYIR…
Çünkü kurumunu ve devletini çok seven çalışanı, dönen
dişlinin arasına demir parçası sokuyor. Aynı şahsiyet bakıyorsun kömür taşıyan
bandı falçatayla kesiyor. Adamlar hukuk yolu dururken tüm illegal yolları
deniyorlar.
Hele birde yapılan ihalelerin sonuca bağlanması var ki tam
komedi
Yine aynı Kamu İhale Mevzuatı diyor ki; İhale sonucu en
düşük fiyat verene göre belirlenecektir.
Peki az önce
bahsettiğimiz hırsızlar ne olacak? İşi iyi yapanla kötü yapan arasındaki far ne
olacak? Dürüst çalışıp devletine daha iyi hizmet etmek isteyen ne olacak?
Bunların cevabı Kamu İhale mevzuatında bulunmuyor.
Mademki en düşük fiyat esastır o zaman ihale komisyonunda 7
tane üyenin işi ne? Başkanı var, muhasebecisi var, teknik birim sorumlusu var,
ihale mevzuat sorumlusu var. Katılımcı firmaların evraklarını iki üyede
inceleyip ihaleyi sonuçlandırabilir.
Diyelim ki ihaleyi aldın ve işe başladın. Hak edişlerini
alma zamanın geldi ama para yok. Kamu İhale mevzuatına göre bütçesi hazır
olmayan iş ihale edilemez. Ama burası bizim Ülkemiz.
Siz çalışanın maaşını ödeyeceksiniz, SSK sını ödeyeceksiniz,
vergisini ödeyeceksiniz… Ödemezseniz % 2,5 aylık faiz ödeyeceksiniz ve tüm
işleriniz kilitlenecek. Ama hak edişinizi geç aldığınız için size bir fark yok.
Merkezden oturarak kanun çıkarmakla bu işlerin yürütülemeyeceğini
hepimiz biliyoruz. Ama inşallah bu tür toplantılarla sorunlar dile getirilip
kanun koyuculara zemin hazırlanmış olur. Sorunlarımızın en kısa zamanda
çözüleceğini temenni ediyor hepinize saygılar sunuyorum.”dedi.
FOTO-HABER:ŞEVKET YILMAZ/YAKUP DURALİ









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder